Şiddet’in Görünmeyen Kökleri

Hepimiz, yaşantımızda bilinçli yada bilinçsiz, farkında olarak ya da olmayarak, dolaylı veya dolaysız bir şekilde, zaman zaman içimizdeki şiddet dürtüsü ile karşı karşıya kalıyor, aynı zamanda da toplumsal olarak giderek artan şiddet olaylarından yakınıyoruz. İçimizdeki şiddet dürtüsünü tetikleyen ve açığa çıkaran dış unsurlar olduğu aşikar, ancak şiddet olgusunun görünmeyen yada dillendirilmeyen kökleri var mıdır sizce!?

Buyrun size, şiddeti bireysel, sosyal ve toplumsal anlamda besleyen, görünmeyen köklerine dair  maddeler:

1- Varoluşumuzdan günümüze, bireysel, sosyal, kurumsal ya da toplumsal nitelikte yaratılmış tüm sistemlerin temelinde varolan “Ödül ya da Ceza” olgusu

2- Ödül ya da Ceza olgusunun, gerek çekirdek aile yapısı gerek eğitim sistemi içerisinde son derece belirleyici ve yaygın kullanımı

3- Ödül ya da Ceza olgusunun, zihinlerimize ve düşünce yapımıza toplumsal ve ahlaki normlar ekseni üzerinden kazınması

4- Bu olgunun özellikle Ceza kısmının, bireysel yaşantılarımızda yarattığı korku duygusunun, tüm ilişkilerimize derin güvensizlik, endişe ve kaygı olarak yansıması

5- Diğer bireylerle olan ilişkilerimizde, tüm bu zihin – düşünce – duygu durumunun sebep olabildiği, diğeri için zihnimizde canlanan düşman-hasım algısı

6-Yine, mevcut bu zihin – düşünce – duygu durumlarını sözle ifade ediş veya yazı ile kaleme aldığımız tüm iletişim biçimlerimizin şiddeti körüklemesi

7-Düşünce, duygu, dil, davranış, eylem ve kararlarımızın sorumluluğunu almayı inkar eden öğrenilmiş tutumlarımız

8-Hemen her türden iletişim biçiminde, temel insani ihtiyaçlarımız ve öz değerlerimizi ortaya koymak yerine, peşinen haklı gelme derdimiz

9-Söylenen herseyi şahsi algılamamız

10-İçimizde canlanan duyguları ifade edebilmemize uygun, çevresel koşulların bulunmaması/sağlanmaması/önemsenmemesi nedeniyle bastırılmış duygularımız

11- Herhangi bir olayda, karşı tarafı suçlamadan, yargılamadan, tehdit etmeden ya da şahsi olumsuz bir eleştiri getirmeden, sadece olanı olduğu hali ile salt gözlem yaparak değerlendirmeyi bilmememiz

12-Bize ait olmayan ancak geçmişten gelen öğrenilmiş koşullu davranışları ‘doğru’ kabul ederek, hiç sorgulamadan tekrarlamamız

13- Çatışma, tartışma, fikir ayrılıklarını tolerans, müzakere yönetimi kültürü ve yetkinliğimizin eksikliği

14-Şişkin egomuz ve onun tuzakları

15-‘Şiddet-bastırmak için baskı-artan şiddet’ kısır döngüsünün olağan karşılanması ve bu duruma maruz kalan herkesin diğerine had bildirme tutkusu

16-Çevresel, sosyal, toplumsal, ekonomik, kültürel, ahlaki vs koşulların etkileri (mahalle baskısı-aşırı uç milliyetçiliği vb gibi)

17-Karşımızdakini dinlememek ve duymamak

18-Nasıl empati kuracağımızı bilememek

19-Şiddet çeşitlerini yeterince tanımamak veya yok farzetmek!!

20-Fikri inanışlarımıza dair geliştirdiğimiz stratejilerimize bağımlılık kültürünü esnetememek, değiştirememek

Elbette ki, şiddet olgusunun görünmeyen kökleri 20 madde ile sınırlanamaz, çok daha kapsamlı ve pek çok farklı açıdan (sosyolojik, psikolojik) ele alınarak incelenmelidir. Yine de, tüm bu kapsamlı incelemeleri beklemeden, belki ilk adımı, diyalog dilimize, kullandığımız sözcüklere, anlamlarına dikkat ederek, karşımızdakinde dil yarası açmamasına özen göstererek ve insani ihtiyaçlarını anlamaya çabalayarak atabiliriz. Aksi taktirde, her tür şiddet olayında had bildirmek yada intikam duygusu ile davranışlar sergilemek, bireysel ve toplumsal çalkantıları önlemek bir yana, bunlara sadece katkı sağlayacaktır.

Bireysel ve toplumsal sağduyu için sert bile olsa Konfüçyüs’un sözünü hatırlamakta fayda var:

“intikam yolculuğuna çıkacaksan, kendin için de bir mezar kaz”……