İletişim Sanatına Farklı Bir Bakış Açısı – Homeostasis

AİLE ŞİRKETLERİNDE İLETİŞİM SANATI (TKYD SI)

Yaşantımızın her evresinde ve dahil olduğumuz tüm süreçlerinde, karşımızda mutlaka iletişim bağı kuracağımız bir diğeri vardır. Bize öğretilen ve dolayısıyla beklentimiz haline gelen olgu, bu iletişim bağının şefkat ve güven ortamı içerisinde, güçlü ve koşulsuz paylaşıldığı en olası ortamın ‘çekirdek aile’’miz olduğudur.

Durum böyle midir gerçekten de!? Bunu anlayabilmek için her bir çekirdek ailenin kendisine özgün dinamiklerini, çevresel etkilenmelerini, kültürel koşullanmalarını, algılarını, ihtiyaç ve özdeğerlerini ve ekip olabilmek konusundaki istek ve yeteneklerini mercek altına almakta fayda vardır. Bütün bu değişken olgular nedeniyle, aile içi iletişimi ‘bireyler arası gönül bağı kurma sanatı’ olarak ifade etmek bana daha anlamlı geliyor.

Hayatımızdaki her ilişki bir alış-veriş ve her alış-veriş bir iletişim dengesi içerir. Bu mutlak etkileşim ve denge prensibine ‘Homeostasis’ denilmektedir. İç içe geçen iletişim, bağ kurmak ve dengeli bireysel ilişkiler kavramları, ister diğer bir aile bireyi ile ister şirketimizin bekası için müzakere masalarında diğerleri ile olsun, Homeostasis prensibi içerisinde mutlaka karşılıklı fayda ve etkileşim esaslarına göre vücut bulur.

İnsanoğlu var olduğundan günümüze, çok farklı biçim ve usullerde birbiriyle iletişime geçmiş ve diğeri ile bağ kurmak ihtiyacını karşılamaya çalışmıştır. İletişim yetkinliğimiz sadece sözel ya da işitsel sınırlara tabi değildir. Bundan dolayı, bireyler arası iletişimi; hem kendimiz hem de diğerinin duygu, ihtiyaç ve özdeğerlerini gözeterek anlamlı diyaloglar kurabilmek, kendimiz ve diğerinin hayatına katkıda bulunabilmek ve kurulan bağı her an etkin tutabilmek sanatı olarak tanımlıyorum.

İLETİŞİMİN ANA ELEMENTLERİ

Peki nedir bu karşılıklı bağ kurabilme sanatının ana elementleri?

En önemli elementlerden biri, diğerini sessizce dinlemek ve duyabilmektir!! Çekirdek aile bireyleri, bunun aile ortamının doğasında yer alan bir olgu olduğunu ve bu nedenle dinleme-duyabilme becerilerinin kendiliğinden oluşabileceğini düşünseler bile, maalesef çoğumuzun hayatında dinleme-duyabilme olgusu çok nadiren yaşanabilen zihinsel bir hareketten öteye geçememektedir. Çekirdek aile bireyleri arasında deneyimlenemeyen olgu ya da olayların, bu bireylerden oluşan aile şirketlerinde deneyimlenebilmesi daha da zordur. Dinlenmediğini ve duyulmadığını düşünen çekirdek aile bireyleri, aile şirketindeki rol ve görevlerinde, benzer durumlarla karşılaşma ihtimalini ortadan kaldırmak için çeşitli şirket içi riskli stratejiler üretebilmektedirler.

Karşılıklı bağ kurabilmenin ikinci önemli elementi; salt gözlem yapabilme yetkinliğidir. Bu yetkinliği kazanabilmek, olayları sadece olduğu haliyle ele alabilmeyi ve üstlerine hiç bir zihinsel etiket basmadan, yargılamadan ve/veya şahsi değerlendirmelerimizi katmadan, yalın bir objektiflik ile salt olana bakabilmeyi gerektirir ki, bu haliyle gözlem yapabilmek, insan zihninin erişebileceği en yüksek formasyondur.

Duygusal geçmişi olan ve bir çok yaşanmışlığı içerisinde barındıran çekirdek ailede, bireylerin, aile içerisinde meydana gelen bir olayda salt gözlem yapabilmeleri pek kolay olmayabilir. Tam da bu nedenle, aynı bireylerden oluşan aile şirketinde de benzer zorluklar, tıkanıklıklar, alınganlık, kızgınlık, yanlış anlama ya da şuçlama neviinden olayların meydana gelmesi pekte şaşırtıcı değildir. Aile şirketlerindeki bireylerin sulh olabilmesi için önce, aynı bireylerden oluşan çekirdek ailenin kendi içerisinde sulh olabilmesi gerekli ve elzemdir.

Üçüncü element, çekirdek aile bireylerinin birbirlerine duygularını ifade edebilmeleri ve kendilerini bu halleriyle ortaya koyabilmeleridir. Dillendirilmeyen duygular; çekirdek ailede, öfke, utanç, kızgınlık, küskünlük ve buna benzer duygusal tıkanıklık formlarında kendisini gösterirken, aile şirketinde ise çok daha tehlikeli stratejilere dönüşebilir. Dillendirilmeyen duygular şirket içerisinde; dedikodu, işi savsaklama, yetkinin bloke edilmesi, had bildirme, tehdit, önem vermemek, sürekli ötekinde hata aramak ya da diğerinin açığını kollamak vb. gibi haller olarak kendini gösterip, şirketin idaresi, mevcudiyeti ve geleceği bakımından ciddi riskler oluşturabilir.

Dördüncü element, çekirdek aile bireylerinin kendi ihtiyaç ve özdeğerlerini farkederek bunları özgürce ve güven içerisinde ifade edebilecekleri ortamlar yaratabilmektir. İhtiyaçları ve özdeğerleri ile bağlantı kurabilen çekirdek aile bireylerinden kurulu aile şirketleri, şirket içerisinde de bahsi geçen güvenli iklimi kurumsal olarak oluşturmaya gayret gösterecek ve bunu yaparken ortak değerlere odaklanacakları için emek ve güçlerini birleştirerek birbirlerini gözeteceklerdir. Aynı zamanda, kendilerine bağlı çalışanlarına örnek teşkil edip, rol model olarak sağladıkları motivasyon sayesinde, gerçek bir ekip yaratabileceklerdir. Bu sayede özlem duydukları hedefleri, büyüme stratejilerini ve karlılıklarını gerçekleştirebilecek, neticede sürdürülebilirliklerini etkin hale getirebileceklerdir.

ÇATIŞMAYAN AİLE DÖNÜŞEMEZ

Zihinlerimiz, maalesef, çatışma kelimesine yüklenmiş onlarca olumsuz algı ile doludur. Hal böyle olunca, gerek aile gerekse şirket içerisinde çatışma çıkmasın diye gönülsüz yapılan işlerden, sonuçları tehlikeli olabilecek uyumlanmalara, fikir bildirmek yerine susmayı tercih etmeye, sorumluluk ve risk almamaktan, sorumlulukları ötelemeye varabilecek boyutta farklı hareket biçimlerini sergileyebiliriz.

Eğer çatışma denilen olguda, yukarıda sayılan elementler (dinlemek ve duyabilmek – salt gözlem yapabilmek – duyguları ifade etmek – ihtiyaç ve özdeğerleri paylaşmak) ortaya konup açık yüreklilikle paylaşılıp uygulanabilirse bir armağan haline dönüşebilecektir. Bu şekilde yaşanabilen çatışmalar, çekirdek ailede olduğu kadar bu bireylerden oluşan aile şirketinde de varolabilecek anlaşmazlıkların çözümünde fayda sağlayacak ve ailenin/aile şirketinin dönüşmesine katkı sağlayacaktır. .

Elbette tüm bu olgular, bir duruş, niyet, odaklılık, sabır ve en nihayetinde bakış açımızı değiştirmek konusunda ortaya koyacağımız gerçek bir dönüşüm isteği ve kararlılıkla hayata geçirilebilir.

KISSADAN HİSSE

Yıllar önce bir arkadaşımın paylaştığı anekdot bu konuda farkındalık yaratabilir. Yurtdışındaki bir seminerde konuşmacı olan aile şirketi danışmanı kurumsal dönüşümü sağlayabilmek ve şirket içi çatışmaları çözüme ulaştırmak hakkında yaptığı konuşmasında dinleyicilere şu soruyu sorar:

Hayatta bir şeyi değiştirebilirseniz dönüşüme kapı aralıyabilirsiniz, bu anlamda İngiliz alfabesinde her harfe 1’den başlayarak numara verdiğinizde, çatışma, değişim ve dönüşümü sağlayabilecek hangi İngilizce kelimenin tüm harflerinin toplamı 100 eder!??

-Katılımcılar başlamışlar en iyi bildikleri terimleri sıralamaya: Başarı? İktidar?

-Danışman cevaplamış: maalesef değil!

-ard arda cevaplar gelmeye devam etmiş: mutluluk, ün, para, zenginlik, aile, iş başarısı vb devam eder..

-Danışman bunlarında hiçbiri olmadığını belirterek harflerinin toplamı 100 eden kelimeyi söyleyerek soruyu yanıtlar: bu kelime, davranış ve genel hallerimize yansıyan tutumlarımız anlamına gelen “attitude” kelimesidir!!

Aile şirketleri, çekirdek aile bireylerinin ihtiyaçları ile kurumsal ihtiyaçlarını dengeleyebilecekleri ortamları yaratarak, değişim yolunda ilk adımı atabilirler.

Takiben değişim sürecinde, dönüştürmeye niyet edecekleri bazı hal, tutum, davranış ve kalıplaşmış zihinsel algılarına ilişkin farkındalık geliştirerek, zaman içerisinde bunların yerine, farklı ve yukarıda sayılan elementlere odaklı karşılıklı faydayı sağlayabilecek yollar üretebilirler. Tüm bu dönüşüm evrelerinde, meydana gelebilecek çatışmalara, iletişimlerinde gönül bağı kurabilmek adına önlerine gelen birer nimet olarak bakabilmeyi başarabilirlerse, kurumsal dönüşümün gerçek temsilcilerine hep birlikte alkış tutabiliriz.

Yaşantımızda, iletişim dilimiz ve biçimimizde her an bir şeyleri seçiyoruz….

Dönüşüm sizin, seçim sizlerin…

 

 

Kaynak: Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği Dergisi (İlkbahar Sayısı)