Kadının Fendi Şiddeti Deldi!!

Genel olarak şiddet ve özellikle kadına özgü şiddet, maalesef sadece bugünümüzün yada çağımızın olgusu değil. Üstelik, salt Türkiyemiz coğrafyasına mahsus bir kavram olmaktan da uzak.

İnsanoğlunun ilk yaradılışından günümüze, insan eli ve aklı ile yaratılmış neredeyse tüm toplumsal sistemlerde, iktidar, güç ve otorite kavram ve tanımları büyük çoğunlukla erkek cinsi ile özdeşleştirilmiştir. Böylelikle erkeğe, yaşamsal olarak ihtiyaç duyacağı dişi enerjiye sahip ve kendisini dönüştürebilmesinde önemli bir denge unsuru olan, kadını, bir hasım olarak karşısına almak ve onu alt etmek illüzyonu dayatılmıştır. Sonra mı!?

Sonrası malum; bu denli ağır kavramları tek başına nasıl taşıyabileceğini bilemeden yüklenen erkek cinsi, sihirin etkisi geçince, kavramların baskısı altında bedenen ve ruhen ezilmeye başlamış, ezildiği oranda da kendisini varedebileceğini zannettiği başka bir stratejiye sarılarak kapana kısılmıştır. İçine düştüğü bu tuzakta debelendikçe, erkek egemen toplumunun şiddet türlerinin uygulayıcısı haline gelmiştir. Daha da vahimi, ailesi, eşi, dostu, evladı yada diğer insanlarla kurduğu ilişkilerinde, bugüne kadar duygu, ihtiyaç ve özdeğerlerini ifade etmek öğretilmediği,  imkan tanınmadığı, duyulup dinlenmediği için bu konuda öfkesini temsil eden iletişim dili, yöntemi ve biçiminde şiddetin farklı izlerini görmek mümkündür.

Türk toplumu özelinde bakıldığında, kadına şiddetin ilk tohumlarının aslında kollektif bilinçaltlarımıza yerleşmiş bir takım toplumsal kabul görmüş sözler ve/veya atasözleri ile atıldığını söyleyebiliriz. Örnekse; “kızını dövmeyen, dizini döver” “kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyin”  “saçı uzun aklı kısa” vb gibi.

Kollektif bilinçaltlarımıza bu şekilde yerleşen ve şiddeti körükleyen tohumların yeşerebileceği en temel yer çekirdek ailedir. “Açıkça itiraf etmemiz gerekiyor, Türkiye’deki şiddet kültürünün esas kaynağı ve temel ‘icra’ alanı ailenin bizzat kendisidir. Simgesel şiddetten fiziki şiddete (tehditten tokada) nerdeyse tüm şiddet biçimleri öncelikle ailede kıraat edilir, mahallede, yakın arkadaş çevresinde test edilir, kamusal alanda görünür olur. Ne yazık ki, ‘aile mahremi’ kavramı çerçevesinde korunan kollanan, devlet güvenlik birimleri tarafından pek de müdahale edilemeyen evdeki ‘sıradan şiddet’ hakkında çok daha fazla konuşmamız gerek.” (25 Aralık 2011 tarihli Radikal Gazetesi – Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Prof. Dr. Orhan Tekelioğlu’nun yazısından alıntıdır.)

Tezatı sizlerde farkedebiliyor musunuz!? Doğurganlığı ile insan yavrusu olarak erkeği, ve dişi enerjisi ile toplumsal yaşamın temel yapısı olan aileyi var eden, yegane unsur kadın iken, var ettikleri tarafından günün birinde şiddete maruz kalmaktadır!!

Kadına şiddet konusunda son dönemde, siyasi irade, sivil toplum örgüt ve kuruluşları ve nitelikli haberciliği destekleyen basın kuruluşlarının sergiledikleri tutum ve davranışlar, toplumsal bilinçlenmede önemli bir kapı aralamıştır. Bütün bu emek ve çabalar çok değerli olmakla birlikte, değişim hareketinin devamı olarak, şiddeti ortadan kaldırabilmeye yönelik, bireysel ve toplumsal dönüşümü sağlayabilecek yeni iletişim ve öğrenim biçimlerine derinden ihtiyaç duymaktayız.

Yeni öğrenim biçimlerinden kastettiğim, temel öğrenim müfredatı içerisine dahil edilebilecek olan ve bugüne kadar öğrendiğimiz ve koşullandığımız iletişim formatlarından farklı, yeni bir iletişim bilinci, dili ve biçimini öğrenim sistemimize bir armağan olarak sunabilecek “Şiddetsiz iletişim – Bir Yaşam Dili”  derslerinin verilmesi ve ülkemizde yaygınlaştırılmasıdır.

Amerika ve Avrupa’da uygulanan ve giderek yaygınlaşan Şiddetsiz İletişim yaklaşımının, Türkiye’deki öğrenim kurumlarında da uygulanabilir hale gelmesi benim rüyalarımdan bir tanesi ve bunu gerçekleştirebilmek adına inanç, emek ve niyetle bir takım çalışmalar ortaya koyuyorum. Şiddetin ancak, farkındalık seviyeleri bizlerden çok ötede olan yeni nesillere, bir yaşam biçimi olarak Şiddetsiz İletişim öğrenimi verilerek, sabır, emek ve zamanla ortadan kaldırılabileceğine yürekten inanan biri olarak, siz sevgili okurları, yaşantınızı güzelleştirmeye davet ediyorum…

‘Şiddetsiz İletişim’ kavramı, dünya’da ilk kez, Hindistanın bağımsızlık mücadelesinde liderliğini yapan Mahatma Gandhi tarafından kullanılmıştır. Bana ayrılan köşeden, sizlere, Mahatma Gandhi adına kurulan ve başkanlığını torunu Arun Gandhi’nin yaptığı Enstitü’nün açılış konuşmasından bir bölümü alıntılayarak veda etmek isterim:

“…..Sıklıkla insanların şöyle dediğini duyarız: bu dünya acımasız ve hayatta kalmak istiyorsan sen de acımasız olmalısın. Ben, izninizle, bu düşünceye katılmıyorum. Dünya, biz ona ne anlam yüklediysek odur. Bugün eğer dünya acımasızsa, onu kendi davranışlarımızla acımasız hale getirdik. Eğer kendimizi değiştirip dönüştürebilirsek, dünyayı da dönüştürebiliriz; kendimizi değiştirip dönüştürmek, önce iletişim dilimizi ve iletişim yöntemlerimizi değiştirmekle başlar!!….”

Dostlukla,